Evlilkik Arifesinede Sevgililerin Yaşadığı Anlar
Aşık olmak, birlikte olabilmenin başka yolu bulunamayınca ” hadi evlenelim ” denilir. İki kişilik ev ve ortak yaşam saflığıyla başlanan beraberliğe ilk saniyelerde başkaları konuşlanırlar. Hele gençseniz, onların planlarını nasıl alt edeceğinizi bilmiyorsanız, insanı şaşkına çevirirler. Eşinizin yakını olmasından başka bir özelliği olmayan insanları sevmeniz beklenir. Herkesin bir tane annesi, bir tane babası olur. Birdenbire üstünüzde hiç emeği olmayan insanlara, evlendiniz diye, anne baba deme sahtekarlığına bulaşırsınız. Onlar yeni anne ve babam ise o zaman kardeşimle sevişmiş olmuyor muyum, ne biçim iş dersiniz, ilk çizik atılır. Babanız çok önceden buralardan gitmişse ve annenin de fazla zamanı yoksa, yeni anne babalara ”anne, baba” derken kardeşinizin gözüne bakamazsınız.
Aileler çocuklarını yanlarına çekerek dominant olma yarışına girerler; bu yarışın dışında kalmaya özen gösterme çabasıyla kendi ailenizi hırpalarken, hoş bir sürprizle karşılaşırsınız; eşiniz birdenbire aile merkezli bir adam oluverir. Kendi yarışında sizi de koşturmaya zorlar, ikinci çizik atılır. Büyüklerin beklentilerini doyuracak bir başarı projesi haline gelirsiniz. Nedir başarı?: İyi bir iş, kazanılan paracıklar , güzel döşenmiş bir ev, tatlı çocuklar…
Oysa, sizce önemli olan kendinizi gerçekleştirmektir. Bunu yaparken, yanınızda aşık olduğunuz adam da olsun diye evlenmişsinizdir. Aşık olduğunuz adamınsa, evlenme nedeninizi hiç anlamadığını, başarı projesinden başka bir amacı olmadığını farkettiğinizde içinizi kızgınlık kaplar; projenin en değerli bölümün size ayırdığını gördüğünüzde ise kalbiniz sevgiyle dolsa da üçüncü ve en büyük çizik atılır. Sonrakiler önemsizleşir, bağışıklık kazanırsınız, hayatın gündelik olanına karışırsınız. Büyükleri sevmeye, anlamaya çalışır, kırılmamayı öğrenir, evcilleşirsiniz. Beklentileri elinizden geldiğince doyurmaya, herkese yetmeye çabalarsınız. Anlaşılmayı beklemek gereksizdir. Nihayetinde, bu da bir tür beklentidir ve kimsenin yerine getirme mecburiyeti yoktur. Kendi kendine olmayı öğrenmek ve sevgiyi canlı tutmak yeterlidir. Bu arada boş durulmaz; mal, mülk, eşya, fotoğraf, insan ve sır biriktirilir. Beynimizdeki çizikleri silmek için tatillere çıkılır. Birbirini rahat bırakma alıştırmaları yapılır. Yetiştirilme biçimimizden gelen bütün arazlar evliliğe taşınır, onlardan etkilenmemek için çaktırmadan karşılıklı tedavi uygulanır.Bolca emek verilir.
Gelişmiş bir toplumda doğup büyüseydik; evlilikte şefkat güven anlayış ve gösterişli başarı projelerini aramayacaktık; aşk, duygusal bağımlılığa dönüşmeyecekti; kendimizi gerçekleştirmek için evliliğe sığınmayacaktık; kamçılayıcı arkadaşlık, doyurucu cinsellik ve sürprizlerle dolu beraberlik önemli olacaktı.
Evlilik, beyni kirletir; sevgi, aynı yoğunlukta kalsa da bu son kaçınılmazdır.




