h1

Kadın Erkek İlişkileri Üzerine

01 Oct 2009

    

     “Ne yazık ki Belinda, erkeklerin bir kısmı bizi namusun simgesi olarak görürken, bir kısmı da günahın simgesi olarak görüyor. Yani, ya çok okumuş entelektüeller olmak zorundayızdır, ya da boyalı fahişeler. Ya evde kalmış kız kuruları, ya da kaldırım yosmaları. Ya aile kızı, ya lekeli kadın. Ya iyi yürekli zavallı dullar, ya da kötü cadılar. Kadınların, acı ve tatlının bir karışımı olduğunu onlara ne kadar anlatmaya çalışırsak çalışalım, içimizde mantığın da, serüvenciliğin de, zekanın da, günahın da var olduğunu ne kadar tekrarlarsak tekrarlayalım, bir duvar kadar anlayışsız kalmakta devam ederler. Ya birinci şekle inanmaktadırlar, ya da ikinci şekle. Eğer elinden gelirse akıllı ol, güzelliğin ve duygusallığınla isim yapmaya çalış, zevklerini bunlarla birlikte yürüt. Yok eğer zevklerini ve aşklarını ön plana alırsan, onların gözünde akılsız bir fahişe olur kalırsın!”

     Feminist yazar Erica Jong, taşralı bir kızın serüvenlerini anlattığı “Fanny” adlı kitabının bir bölümünde erkeklerin kadınlara bakışı böyle anlatıyor. Kitaptaki öykü 19. Yüzyıl ortalarında İngiltere’de geçiyor. Aradan neredeyse 150 yıl geçmiş ama ne İngiltere’de ne de dünyanın başka bir ülkesinde “bakış açısı konusunda” erkeklerin bir arpa boyu yol gidemediği son derece açık.

     İktidar olmanın getirdiği rahatlık mı, DNA’lara yerleşmiş bir davranış biçimi midir bilmiyorum. Belki de kadınların onları eğitmek için çabalamamasından olabilir. Neden eğitsinler ki? Hepsinin sahip olmaktan gurur duydukları “yüksek kapasiteli” IQ’ları, kavrayış ve davranış konusunda onlara yol gösteriyor olmalı. Yani böyle bir bahane olamaz.

     “Bizi de kutsal analarımız yetiştiriyor, ne biliyorsak onlardan öğreniyoruz” bahanesini unutmamak lazım. Kadınların büyük bölümü tarafından da onaylanan bu varsayıma göre, erkeklerimiz anneleri ne derse onu yapıyor. Bu durumda tecavüz, namus cinayeti, sarkıntılık, gasp, hırsızlık, kadın cinsel organıyla donatılmış küfür, genelev alışkanlığı, yere tükürme, çorap kokutma, ayda bir yıkanma, düşüncesizlik, kabalık türü davranışların nedeni de anneler oluyor. Anneler bunları yapamadıkları için oğullarını kullanıyorlar ve aklına mukayyet olamayan oğullar birer kadın düşmanı haline geliyor. Anneleri dışında hiçbir kadına saygı duymuyorlar. Pek mantıklı gelmiyor değil mi?

     Erkekleri anneler yetiştirirken kadınları babaları yetiştirmiyor. Kadınlar farklı bireyler haline gelmeyi başarırken “annem bana böyle öğretti, başkasını yapamam” diyen bir “oğul” olduğu varsayılıyor. Acı olan, onlar iktidarlarını güçlendirmek adına her türlü aracı kullanırken, kadınların da bu iktidarı desteklemek yönünde davranmaları. Belki de bu aşamada annelerden öğrenilenler devreye giriyor ve “koca bulmalıyım, kendimi güvene almalıyım, beğenilmeliyim” kaygıları öne çıkıyor. Kendi başlarına ayakta durmak yerine, bir erkeğin gölgesinde kalıp “her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır” saygınlığına erişmek istiyorlar.

     Başarılı erkeğin arkasında kalmak ne kadar saygındır bilmiyorum ama “dramatik” olduğu kesin. Aynı eğitimi aldığınız kocanız ya da erkek arkadaşı sizin gönüllü desteğinizle önünüzde gidiyor. Gururu okşanıyor, koltukları kabarıyor, saygınlığı artıyor, daha çok kazanıyor, başarıdan başarıya koşuyor. Bu arada kadınımız onun donlarını, bulaşıklarını ve çamaşırlarını yıkayıp, yavrulamakla meşgul. Adamcağız, canı sıkılıp andropoza girdiğinde kendisine “yeni bir arkada kalacak kadın” aramakta tereddüt etmiyor tabiki. Bu kadın yüzde 100 ihtimalle eski kadından daha genç, daha güzel ve daha az akıllı oluyor.

     Bütün bunları yazıp, düşünen bendeniz de “erkek düşmanı” oluyorum. Bunu ben değil, çok sevgili erkek arkadaşlarım söylüyor. Kadınların özgürlüğü onları da özgür kılacak. Bunu anlamayacak kadar koltuklarına yapışmış durumdalar. Eğer erkeklerin iktidar koltuğunu sallarsanız öyle bir duvara çarparsınız ki Çin Seddi’ni yıkmak daha kolay görünebilir. Yine de denemeye ve savaşmaya değer. Hem kendimiz hem de bizden sonrakiler için. Hal böyle olunca evlilik ve yuva kurmak zor bir hale geliyor. İnternetin yaygınlaşmasıyla kendimizi neden arkadaşlık siteleri ile koca aramaya çıkarken bulduğumuzu sanıyorsunuz.

h1

Evlilik Sanatı.Evlilik Siteleri ve İzdivaç Programlarının Evlilik Kurumu Üzerindeki Etkileri.

25 Aug 2009

Evlilik en kutsal anlardan biridir hayatımızda.  İki insanın hayatının kalan kısmını bir arada geçirmeye karar vermeleri ve tekil hayatlarına birlikte devam etmeye karar vermeleri düşünüldüğünde oldukça güç bir karardır. Fakat günümüzde görüyoruz ki bu kararı vermek kadar sonlandırmakta oldukça kolaylaştı. Ben sebebleri ve nedenleri üzerine konuşmak yerine farklı bir konudan bahsedeceğim. İletişim ve teknolojinin gelişmesiyle birlikte evlenmek için seçeceğimiz insanları nerede aradığımıza hangi yollarla eş aradığımızı sorgulayacağım. Son iki senenin en dikkat çeken yarışma ve reality programları arasında evlilik yarışmaları ve izdivaç programları yer alması, internetin yaygın kullanımıyla birlikte evlilik siteleri, islami evlilik siteleri başlığı altında siteler açılması arayışlarımızı nereye yöneltiğimize dair ipuçları veriyor. Evlilik hem televizyon ekranlarında hemde sanal dünyada ilgi çeken ve talep gören bir konu olmaya başladı. Televizyon ekranlarında yayınlanan izdivaç programlarını seyrederken neler düşündüğünüzü tahmin ediyorum. Özellikle son iki sezonun fenomeni haline gelen desti izdivaç oldukça ilgi görüyor. Rayting amacı güdülen bu bu yarışmalarda sağlıklı evlilik kararı almak ne kadar mümkün olduğu tartışılıyor. Paravan arkasında birbirinin yüzlerini görmeden mal varlıklarıyla pazarlık halinde sürdürülen iletişim sonrası seyircinin, sunucunun, hatta konuk şöhret isimlerin düşünceleriyle karar vermek ne kadar doğru yada sağlıklı olur yorumu sizlere bırakıyorum. Televizyon ekranlarında hal böyleyken sanal alemde de arkadaşlık sitesi, evlilik sitesi, izdivaç sitesi ve hatta islami evlilik sitesi adı altında açılan sitelerde bu amaca aracılık ediyor. Kişisel olarak her iki yolla tanışan insanları, tanışma şekillerini, toplumsal, kültürel, örf ve adetlerimize göre etik olup olmadığını tartışabiliriz. Fakat günlerce ekranlarda, arkadaşlık siteleri ve evlilik siteleri sütunlarında mutlu pozlar veren, mutluluk hikayelerini anlatan insanların devam eden evlilik hayatları ve mutlu olup olmadıkları ile ilgili bilgisi olan var mı? Asıl soru eleştirdiğimiz evlilik yarışma programı olsun, izdivaç programı olsun, arkadaşlık sitesi, evlilik sitesi olsun buradan tanışan insanların mutlu olup olmadıkları. Eleştirilere cevap verebilecek en güzel yanıtın bu olduğunu, eleştirmenin yermenin kolay olduğunu düşünüyorum. Ciddiye almamız gerekenin yarışmalar, siteler, programlar değil, insanların mutlu olup olamdıkları olduğunu düşünüyorum. Ayrıca bir insan evlenmek istediği kişiyi bir yarışma programında bulacağına inanıyorsa, evlilik sitesi ile hayatının aşkıyla tanışıp evlenebileceğini düşünüyorsa dışarıdan seyirci olanların yorum yapma ve yerme hakkı olduğunu düşünmüyorum.

Evlilik Sanatı